Düşüncenin Parçaları Nasıl Bir Araya Gelir?

Prof.Dr.Linda Elder'ın Kritik Düşünce (Nobel:2016) kitabından kısaltılarak alınmıştır

Kavramların İdaresi

Kavramlar soluduğumuz hava gibidir, her yerdedirler. Hayatımızda bu kadar önemli yerleri olduğu halde çok az zaman onların farkına varırız. Buna rağmen düşünebildiğimiz şekillerde olayları kavramsallaştırırız. Doğa bize olayların nasıl kavramsallaştırıldığı hakkında bir kullanma kılavuzu vermez. Bu  diğerleri gibi bizim yaratmamız gerekir. Bunu bir kere başardığımızda fikirler ağına entegre oluruz çünkü hiçbir kavram tek başına bir anlam ifade etmez. 

Anadilimizi öğrenirken binlerce kavram öğreniriz. Düzgün kullandığımızda bu kavramlar deneyimlerimizi tanımlarken geçerli yorumlar yapmamıza yarar.

Kimi zaman deneyimlerimizin yanlış anlaşılmasına neden olacak, sosyal sisteme bağlantımızdan kaynaklanan kavramlan karıştırır veya yanlış kullanırız. Eleştirel düşünürler olarak, sosyal hayatımızda ve günlük hayatımızda kullandığımız fikirlerin ve kavramların kullanım biçimini birbirinden kesin olarak ayırmalıyız. 

Veriler

Eleştirel düşüncenin en önemli özelliklerinden biri, bilginin değerlendirilmesidir. Sunulan tüm verilerin doğru olmadığının bilincinde olalım. Kişinin veya grubun prestiji, sunduğu bilginin doğruluğunu garanti altına almaz. Aşağıdaki durumu ele alalım: Eğitilmiş bir kişinin öğrendiği şey: bilginin neredeyse her zaman, en iyi ihtimalle eksik, yanlış yönlendirilmiş, genellikle hatalı, uydurma, yalan olduğudur. 

Dikkatli profesyoneller çalıştıkları iş alanında bir dizi güvenlik önlemleri kullanır. Bu önlemleri ayrı ayrı öğrenmek mümkün değildir. Buna rağmen, özellikle bir kişi veya grubun kazanılmış haklarına hizmet eden inancı destekler nitelikte sunulan bilgi hakkında sağlıklı bir tahmin geliştirmek mümkündür. Sıklıkla size sunulan bilgi hakkında sorulan kilit sorular şunlardır: 

  • Doğrudan deneyim ile bu iddianın doğruluğundan ne derece emin olabilirim?

  • Bu inanç doğruluğunu bildiğim ya da doğruluğundan emin olduğum şeylerle örtüşüyor mu?

  • Bu iddiayı sunan kişi bunu ne tür delillerle destekledi?

  • Bu iddiayı değerlendirebileceğim kesin bir sistem veya prosedür var mı?

  • Bu bilginin kabulü, bunu sunan kişi ya da grubun çıkarlarına hizmet ediyor mu?

 

Tek tek ya da bütün olarak bu sorular tüm problemin çözümünü oluşturmaz. Her şey bakış açısına göre değişir. İyi bir muhakeme bilgiyi değerlendirirken yapılan yanlışların sayısını azaltmada bize yardım eder fakat tamamen hata yapmaktan alıkoymaz. 

Çıkarımlar ve Varsayımlar

Akıl yürütme elemanları birbirleri ile bağlantılıdır. Sürekli olarak birbirlerini etkiler ve birbirlerinden etkilenirler. Şimdi çok önemli bir ilişki halinde olan iki elemandan bahsedeceğiz: varsayım ve çıkarım. 

Eleştirel düşünceyi öğrenirken varsayımları çıkarımlardan ayırt edebilmek önemli bir yetenektir. Birçok insan bu iki elemanı karıştırır. Temel anlamları ile bir giriş yaparak başlayalım. 

  1. Varsayımlar: Bir varsayım tahmin ettiğimiz ya da doğru olduğunu düşündüğümüz şeydir. Genelde daha önce öğrendiğimiz ve doğruluğunu sorgulamadığımız bir şeydir. İnanç sistemimizin parçasıdır.

  2. Çıkarım: Bir bilginin diğer bir bilginin doğruluğuna dayanarak doğru olduğu ile sonuçlanan akılsal bir harekettir. Eğer elinizde bir bıçak ile bana doğru geliyorsanız muhtemelen bana zarar vermek istediğiniz sonucunu çıkarırım. Çıkarımlar doğru ya da yanlış, mantıklı ya da mantıksız, haklı ya da haksız olabilir.

 

İnançlarımızın doğru olduğunu varsayar ve dünyamızı bununla ifade ederiz. Büyük şehirlerde gece geç saatte dışarı çıkmanın tehlikeli olduğunu düşünüyorsanız ve Chicago’da kalıyorsanız gece yürüyüşe çıkmanın tehlikeli olacağını kabul edersiniz. Burada sizi gece çıkmamaya iten neden, büyük şehirlerde gece dışarı çıkmanın tehlikeli olacağına inancınızdır. Eğer inancınız geçerliyse varsayımınız da geçerlidir. Eğer inancınız geçerli değilse varsayımınızın da bir anlam ifade etmez. İnançlar ve bu yüzden varsayımlar, sebeplerinizin ne olduğuna göre haklı ya da haksız olabilir. 

Biz insanlar doğal olarak ve sürekli inançlarımızı varsayımlar olarak kullanır ve bu varsayımlardan çıkarımlarda bulunuruz. Nerede olduğumuz ne yapmakta olduğumuz ve ne olduğunu anlamak adına bunu yapmak zorundayız. Varsayımlar ve çıkarımlar yaşamımıza kesin olarak yerleşmiştir çünkü onlar olmadan bir davranışta bulunamayız. Yorumlara göre karar alır ve inançlarımıza göre sonuçlara ulaşırız. 

İnsanlar otomatik olarak anlamak ve harekete geçmek için çıkarımlar yaparlar. O kadar hızlı ve otomatik bir süreçtir ki eğitilmemiş kimseler bunu yaptıklarını bilmezler. Kara bulutlar görür ve yağmur yağacağı çıkarımında bulunuruz. Kapının kapandığını duyar ve birin geldiği yorumunu yaparız. Asık bir yüz görür ve o kişinin sinirli olduğu yorumunu yaparız.  

Eleştirel düşünce bilinçaltı seviyesindeki düşüncelerimizi bilinç düzeyine çıkarabilme sanatıdır. Bu da arttıkça belirgin hale gelen deneyimlerimizi şekillendirdiğimiz çeşitli yollarla yaptığımız çıkarımları belirleme ve yeniden yapılandırma yeteneğini içerir. Bu deneyimlerimizi iki farklı kategoriye ayırmamıza yarar: Deneyimlerimizdeki ham veriyi, bu verinin yorumlarından ayırmayı öğreniriz.  

Genellikle farklı insanlar farklı çıkarımlar yapar çünkü olaylara farklı bir bakış açısı ile bakarlar. Veriyi farklı değerlendirirler çünkü farklı varsayımlarda bulunurlar. Emeğin, eğer iki insan bir yerde yatan bir adam görürlerse biri “İşte orada alkolden sızmış biri var." yorumunu yapabilir. Diğeri de “Orada yardıma ihtiyacı olan bir adam var.” yorumunu yapabilir. Bu iki farklı çıkarım, insanların neden yerde yatabileceğine dair farklı varsayımlardan ileri gelir ve bu varsayımlar her birinin oluşturduğu bakış açısına bağlıdır. İlk yorumcu “sadece sarhoşların bir yerde yatabileceği” varsayımında bulunuyor. İkinci yorumcu ise “yerde yatan insanların yardıma ihtiyacı vardır.” yorumu da bulunuyor. İlk yorumcu kişilerin başlarına gelenlerden kendilerinin sorumlu olduğu ve kendi başlarının çaresine bakmaları gerektiği bakış açısını geliştirmiş olabilir. İkinci yorumcu ise, kimi zaman problemlerin insan kontrolünün ve gücünün ötesinde olduğu bakış açısını geliştirmiş olabilir. 

Eleştirel düşünürler olarak yetişirken yaptığımız çıkarımları, bu çıkarımlara zemin oluşturan varsayımları ve geliştirdiğimiz bakış açısını fark etmek istiyoruz. 

Hakkında düşünmeden ve gerçekliğini bilmeden yüzlerce varsayımda bulunuyoruz. Bu varsayımların birçoğu makul ve haklı oluyor. Ancak bazdan o kadar da haklı ve makul olmuyor. Öyleyse sorulması gereken soru şudur: Yaptığımız çıkarımların, bu çıkarımları tetikleyen varsayımların ve oluşturduğumuz bakış açımızın (dünya perspektifinin) nasıl farkına varırız?