Doğru ve Görelilik

Prof.Dr.Tracy Bowell'ın Eleştirel Düşünme Kılavuzu (Tübitak: 2018) kitabından kısaltılarak alınmıştır.

 

"Su kaynadı” gibi bir iddiada bulunduğumuzda bir şey ileri sürmüş, bir inanç ifade etmiş oluruz. İnanç, bir önerme hakkında takındığımız tutumdur: Bir önermeye inanmak, onun doğru olduğunu kabul etmek demektir. “İleri sürme” bir doğruluk-iddiası, “inanç” ise bir tutumdur.

Baştan beri bir iddianın doğru olduğunu söylemek, durumun o iddiada belirtildiği gibi olduğunu söylemektir şeklinde sezgisel bir doğru anlayışını kullanıyoruz: Bir önermenin doğru olduğunu ileri sürmek, o önermenin aynısını ileri sürmeye eşdeğerdir.

Doğru, insanlar tarafından ortaya atılan iddiaların bir özelliği olsa da iddianın doğru olup olmaması ile iddiada bulunan kişi arasında hiçbir ilişki yoktur. Bu hususlar son derece bariz görünebilir ama başka bağlamlarda kolayca gözden kaçabilir ve bu bağlamlar genel olarak doğruya ilişkin bir kafa karışıklığı yaratabilir. Doğrunun göreli olduğu efsanesini ortadan kaldırmak için önce belirtisel sözcükler ve örtük konuşmacı göreliliği kavramlarını açıklayacağız. Aşağıdaki iddia kümelerini ele alalım: 

1            

  • Bili Clinton, George W. Bush’tan hemen önceki ABD Başkanıydı.

  • Su, H2O’dur.

  • Neptün, Venüs’ten büyüktür.

  • La Paz, Bolivya’nın başkentidir.

 

Birinin bir iddiada bulunmuş olması, iddianın doğru olduğunu göstermez, yalnızca konuşmacının öyle olduğuna inandığını gösterir. Dolayısıyla eğer biri "Neptün, Venüs'ten büyüktür” iddiasında bulunursa, bir gezegenin diğerinden büyük olduğuna inandığını ifade etmiştir. Ancak iddianın doğru olup olmadığı, yalnızca Neptün’ün gerçekten Venüs’ten büyük olup olmadığına bağlıdır. Aynı şey Bili Clinton, George W. Bush'tan hemen önceki ABD Başkanıydı ve La Paz, Bolivya’nın başkentidir" önermeleri için de geçerlidir.

2            

  • Burada yağmur yağıyor.

  • O, 35 yaşında.

  • Şu kitap çoğu öğrencinin alamayacağı kadar pahalı.

  • Patron bugün ofise gelecek.

 

Şimdi ikinci kümedeki iddialara bakın. Her iddia bir belirtisel sözcük içerir; sırasıyla "burada”, "o", “şu” ve “bugün”. Belirtisel bir sözcük, belirli bir şeyi ayırt eden bir ama neyi ayırt ettiği ifadenin bağlamına ve bazen de konuşmacının amacına bağlıdır. Bunun etkisi, cümlenin doğruluk değerini de bağlam-göreli bir hâle getirmektir. "Burada yağmur yağıyor”, Glasgow’da söylendiğinde doğru, aynı anda Madrid’de söylendiğinde ise yanlış olabilir. Dolayısıyla "burada” sözcüğünün belirli bir bağlam içerisinde hangi konuma karşılık geldiğini belirlemek, sözcüğün yer aldığı cümlenin doğruluk değerini belirlemek açısından kritik öneme sahiptir. Benzer şekilde "O, 35 yaşında”, Jones hakkında söylendiğinde doğru, Smith hakkında söylendiğinde yanhş olabilir. Patronun bugün ofise geleceği "bugün”, salı gününden bahsediyorsa doğru, "bugün” cuma ise yanlış olabilir.

3            

  • Cebir zordur.

  • Çikolatalı dondurma vanilyalı dondurmadan daha güzel.

  • Daniel Craig tüm zamanların en iyi James Bond’u.

 

“Cebir zordur.”

 

Bu cümle, cebirin zorluğuna ilişkin bir olgu öne sürüyormuş gibi görünüyor. Ancak yıllardır özel cebir dersi alan ve çok sıkı çalışan Janein bunu, Mary’ye söylediğini hayal edin; Mary ise "Hayır değil!" diye yanıt veriyor. “Çok kolay!” Acaba gerçekten anlaşamıyorlar mı? Böyle bir durumda, görüldüğü kadarıyla Jane, cebirin kendisi için zor olduğunu, Mary ise kendisinin, yani Mary’nin, cebiri kolay bulduğunu söylemektedir. Açıkça belirtilmeyen bir şey ile karşılaştırma ya da başka bir ilişki ifade eden bir iddia örtük görelidir.  

Üçüncü kümedeki diğer örneklerin de gösterdiği gibi, örtük konuşmacı-göreliliği en çok tutumları, tercihleri ve benzeri şeyleri ifade ederken karşımıza çıkar. Eğer Julie, "Çikolatalı dondurma vanilyalıdan daha güzel” derse, aslında kendisinin çikolatayı vanilyaya tercih ettiğini söylemektedir. Benzer şekilde eğer John aynı cümleyi ileri sürerse, o zaman John, çikolatalı dondurmanın kendisi için vanilyalıdan daha güzel olduğunu söylemektedir. 

Bolivia’nın başkenti La Paz’dır. 

Ancak John bunu reddediyor. Diyor ki; "Bolivya’nın başkenti La Paz değildir” (belki La Paz’ın, Kolombiya’nın başkenti olduğunu sanıyordur). Bu, gerçekten olgusal bir anlaşmazlıktır. Gerçek anlaşmazlık, bir kişi tarafından ileri sürülen bir önerme başka biri tarafından reddedildiğinde ortaya çıkar. 

Bağlam-göreliliğinin belirtik değil de gizli olduğu durumlarda, gerçekten olgusal bir anlaşmazlık var olmasa da varmış gibi görünebilir. 

Üçüncü kümedeki diğer örneklerin de gösterdiği gibi, örtük konuşmacı-göreliliği en çok tutumları, tercihleri ve benzeri şeyleri ifade ederken karşımıza çıkar. Eğer Julie, "Çikolatalı dondurma vanilyalıdan daha güzel” derse, aslında kendisinin çikolatayı vanilyaya tercih ettiğini söylemektedir.

Çoğu insan ahlaki meselelerin merkezinde yer alan değerlerin de kişisel veya kültürel tercihlere bağlı olduğunu düşünür. İnsanlar değerin de göreli olduğunu düşündükleri için doğrunun da göreli olduğunu düşünüyor olabilir. Ancak aslında doğrunun göreli olmaması, değerin göreli olmadığı anlamına gelmez. Değerin göreliliği konusu farklı bir konudur ve nasıl ve niçin farklı olduğunu kavramak önemlidir. Örnek olarak şu iddiayı ele alalım: 

 

Doktor destekli intihar ahlak dışıdır.

Göreci görüş uyarınca, doktor destekli intihar karşıtları bunun ahlaki açıdan kabul edilemez olduğunu, muhalifleri ise onlara itiraz ederek kabul edilebilir olduğunu ileri sürdüklerinde ortada gerçek bir anlaşmazlık yoktur; durum, iki tarafın ahlaki tercihlerinin farklı olmasından ibarettir. Dolayısıyla bir göreci için değer ifadeleri her zaman örtük veya belirtik bir şekilde konuşmacı-görelidir. Yani göreciliğin tüm doğrular açısından tutarsız olması, değer ifadelerinin bu şekilde göreli olamayacağı anlamına gelmez: göreci, tüm bildirimlerin konuşmacı-göreli olduğunu iddia etmeden tüm değer-ifadelerinin konuşmacı-göreli olduğunu öne sürebilir. Bu bakımdan bir değere ilişkin görünürdeki anlaşmazlık aslında Julie ile John arasındaki çikolatalı ve vanilyalı dondurma anlaşmazlığına benzer.