Bilgi, İnanç ve Gerekçelendirme

Prof.Dr.Tracy Bowell'ın Eleştirel Düşünme Kılavuzu (Tübitak: 2018) kitabından kısaltılarak alınmıştır.

 

Doğru ve bilgi, yakından ilişkilidir. Bilgi toplama arzumuz, doğruya ulaşma arzusundan kaynaklanmaktadır. Elbette eğer biri, bir şeyi biliyorsa, bilinen önerme doğru olmalıdır: Kedi paspasın üzerinde değilse, "Kedinin paspasın üzerinde olduğunu biliyorum diyemezsiniz. Bir inancın doğruluğu, kesinlikle o inancın bilgi sayılabilmesi için gerekli şartlardan biridir.

Bilgi için doğru bir inanç sahibi olmak gereklidir ama yeterli değildir. Smith’e, LSD verildiğini düşünün. Çılgın halüsinasyonlar görüyor ve aklı iyice karışmış. Dengesiz akimda aniden annesinin 24.000 kilometre uzaktaki Sydney’de bulunan evini uğursuz cücelerin ateşe verdiği kanısı uyanıyor. Yani annesinin evinin yanmakta olduğuna inanıyor. Hatta Smith her gün LSD alıyor ve her seferinde annesinin evinin yandığına inanıyor (ama her seferinde farklı bir nedenle). Fakat bu sefer annesinin evinde gerçekten yangın çıkmış. Şans eseri inancı bu sefer doğru. Bu durumda kimse, Smith, annesinin evinde yangın çıktığını bilmektedir diyemez. Bu, doğru bir inançtır ama bilgi değildir. Smith, bir hedefe gözleri bağlıyken düzinelerce el ateş eden ve sonunda hedefin nerede olduğunu bilmemesine rağmen onu vurmayı başaran biri gibidir. 

Öyleyse, doğru bir inanç, doğru inanç sahibi olmakla özdeşleştirilemez. Gerekçelerimiz; somut, kanıtlara dayalı desteğimiz olmalıdır. Emin olma hakkım kazanmamız gerekir diyebiliriz. Şansa dayalı doğru inançlar bilgi sayılamaz. 

Gerekçelendirme

İnanç iki şekilde gerekçilendirmeden yoksun olabilir: Ya gerekçe gerçek ama yetersizdir ya da gerçek değildir, yani hatalıdır. 

Yetersizlik

Bir müşterisinin torbalarını, torbalarını dükkanda unuttuğunu fark eden manav Bayan Green’i ele alalım. O gün beş müşteri alışveriş yapmıştı. Bay Red, Bayan Pink, Bay Orange, Bay Yellow ve Bayan Blue. 

Bayan Green’in bu müşterilerden birinin diğerlerinden daha unutkan olduğunu düşünmesi için herhangi bir neden yok. Bayan Green, torbaları erkek müşterilerinden birinin unuttuğu sonucuna varıyor. Bu inancı benimsemek için bazı gerekçeleri var. Beş müşterinin üçü erkekti, dolayısıyla unutkan müşterinin bir erkek olma ihtimali daha yüksek. Başka bir ifadeyle bu sonuca ulaşan, kendisi için biraz rasyonel bakımdan ikna edici bir argümana sahip. Ancak sağduyumuz bu olasılığın inanç, için zayıf bir gerekçe teşkil ettiğini söylüyor olabilir. Torbaların gerçekten Bay Orange'a ait olduğu anlaşılsa bile Bayan Green’in doğru inancına, doğru yoldan ulaştığını, yani doğru inancının gerekçeli olduğunu söyleyemiyoruz. Bu, olasılığın doğru inançlar için gerekçe olamayacağı anlamına gelmez. Buradaki sorun, olasılığın yeterince güçlü olmamasıdır. Eğer dört erkek ve bir kadın müşteri olsaydı, Bayan Green’in inancının gerekçeli olduğunu daha kolay kabul edebilirdik. Eğer 99 erkek ve 1 kadın olsaydı, kesinlikle kabul ederdik. 

Bazen doğru bir inanca ulaşmak için uygun bir gerekçeye sahip olmanın önemi, birini unuttuğu alışveriş torbalarına kavuşturmaktan çok daha büyüktür. Bariz bir örnek, adalet ilkelerinin söz konusu olduğu, bir sanığın iddia edilen suçu işlediğini makul bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde göstermek için delillerin gerekli olduğu hâllerdir. Jones’un, Brown’ı öldürmekle suçlandığını varsayalım. Jones gerçekten suçlu olsun; diyelim ki Brown’ı boğarak öldürdü. Smith, savcılık tarafından Jones’un işlediği suçun tanığı olarak ifade vermeye çağırılıyor. Tanık olarak çağrılmasının nedeni, polise verdiği ifadede, Jones’u elinde bir bıçakla Brown’ın evinden çıkarken gördüğünü söylemesi. Eğer jürinin elindeki tüm kanıtlar bundan ibaretse, bu ifade jüri üyelerinin, Jones’un, Brown cinayetinden suçlu olduğuna dair doğru bir inanç oluşturmaları için tek başına yeterli bir neden midir? Elbette değildir; Jones gerçekten cinayetten suçlu olsa bile. Dolayısıyla jüri üyeleri, Smith in ifadesine dayanarak cinayeti Jones’un işlediğine dair doğru bir inanca ulaşmış olsalar bile Jones’un suçlu olduğuna dair gerekçeli bir inançları yoktur. Karara varmak için ellerinde başka bir kanıt yoksa Jones’u, Brown’ı öldürmekten suçlu bulmamaları gerekir. Cinayeti gerçekten Jones’un işlemiş olmasına rağmen bunun geçerli olduğuna dikkat edin.

Peki, bir inancın gerekçeli olduğunu söyleyebilmek için elimizdeki kanıtlara dayalı desteğin ne kadar güçlü olması gerekir? Doğru bir inancı bilgi olarak nitelendirebilmemiz için ne kadar güçlü olmalıdır? Ne yazık ki bu soruya kesin bir yanıt veremiyoruz. 

Nasıl kellik için kesin bir saçsızlık oranı veremiyorsak, bir inancın aşamadığında bilgi kabul edilmediği, aştığında ise bilgiye dönüştüğü kesin bir kanıt gücü seviyesi de veremiyoruz. Ancak bu durum, bizi çok da rahatsız etmemeli. Uygulamada gerekçelendirme derecemizin sınırda olduğu durumları tanımakta ustayız.

Gerekçelendirme hataları

Bazen kanıtların yanlış değerlendirilmesi, Smith ile halüsinasyonları kadar uç noktalarda olmasa da rasyonel olmayan inançlar oluşturmamıza yol açabilir. Böyle durumlarda elimizdeki kanıtlara dayalı desteği gözümüzde büyütür veya kanıtların desteklemedikleri bir inanca destek verdiklerini zannederiz. Bu, bizi hileli yollardan ikna etmeye çalışan insanların sık sık kendi çıkarları için kullanabilecekleri bir hatadır. Örneğin, iddia konusu olgu hakkında bir-iki canlı örnek betimleyerek bu örnekler tarafından yeterince desteklenmeyen genellemeler oluşturmamızı sağlamaya çalışabilirler. Göçmenler hakkındaki tartışmaları takip edenlere tanıdık gelecek bir örnek, yeni bir göçmen veya mültecinin içinde yaşadığı koşulların, bu insanların görünürde hak etmedikleri kadar lüks bir yaşam sürdükleri iddiasını destekleyen canlı bir tasvirinin yapılmasıdır. Bu tür örnekler okurları, devlet yardımı alan göçmen ve mültecilerin büyük çoğunluğunun birer dolandırıcı olduğuna inanmaya ikna etmek için ortaya atılır. Bu örneklerin ayrıntıları ve sunum biçimleri genellikle retorik açıdan öylesine güçlüdür ki sunulan kanıtların önemini yanlış değerlendirmemize sebep olur. Gerekçesiz bir tümevarımsal çıkarım (çok düşük kuvvete sahip bir çıkarım) yaparız. Bu gibi hatalar yapmamız ve rasyonel olmayan inançlar oluşturmamız sağlandığında, iyi muhakeme ilkeleri dışındaki etkenlerin dikkatimizi dağıtmasına izin vermiş oluruz.