İslam Düşüncesinde Bilginin Kaynakları

 

Bilgi Kaynakları

İnsan, içinde yaşadığı bu dünyanın bir parçası olduğu için, … hayatı bu dünyanın kurallarına ve yasalarına göre şekillenir. Bunun zorunlu bir sonucu olarak, insan ancak duyularla algıladığı şeyleri kavrayabilir. İnsanın duyularla algılayamadığı şeyleri, tam olarak kavraması ve anlaması mümkün olmadığı için, bu konuda verdiği hükümler ancak ve ancak iman değeri taşıyabilir. Bu nedenle, üzerinde fikrî faaliyette bulunduğumuz alanın, “bilgi alanı” ve “iman alanı” diye ayrılması zorunlu olmuştur.  [1]

Bilgi edinme yolları; duyular, haber ve akıl olmak üzere üçtür. İnsan bir konuda ancak bu üç yolla bilgi elde edebilir. Eşya hakkındaki bilgilerimizi ya duyu organlarımızla yani göz, kulak, burun, dil ve deri vâsıtasıyla öğreniriz veya bilgisine güvendiğimiz birisinin bilgi vermesiyle öğreniriz yahut da akıl vasıtasıyla öğreniriz. [2]

DUYU ORGANLARI

Eşya hakkındaki bilgilerimiz duyu organlarımız vâsıtasıyla gerçekleşir. Bunlar; göz, kulak, burun, dil ve deri olmak olmak üzere beş duyudur.[3]

Duyulanmız, bizi bilgiye ulaştıran önemli kaynaklardır. Her birisi kendi alanıyla ilgili bilgi verir ve onların vermiş olduklan bilgiye güvenmek gerekir. Görme, koklama, işitme, tatma ve dokunma olmak üzere beş duyumuz, ait oldukları alana ilişkin kesin bilgi sağlarlar. Ancak bunlarla elde edilen bilginin kesinlik taşıyabilmesi için, bu duyuların sağlam olması şarttır. Duyu algılarında zaman zaman yanılmalar söz konusu olabilmekte ise de, bu yanılmalar bir başka duyu ya da akıl vasıtasıyla tashih edilmektedir. [4]

Duyular yoluyla elde edilen bilginin kesin ve şüpheden uzak olması, duyuların kusursuz olmasına bağlıdır. Duyularda var olan veya meydana gelen kusur ve eksiklik aynıyla elde edilen bilgiye yansır. Sözgelimi gözlerinde şaşılık bulunan bir şahsın bir nesneyi iki olarak görmesi, kusura bağlı bir yanlış bilgidir. Gürültülü mekanlarda çalışan insanların zaman içinde kulaklarında ses duymaları da kusurdan kaynaklanan bir husustur. Hasta olan kişinin tat almaması veya kokuyu hissetmemesi, yine kusurdan kaynaklanmaktadır. Kusurlar bu şekilde içsel olabileceği, yani kişinin kendisinden veya duyu organından kaynaklanabileceği gibi, dışsal yani duyuya konu olan olgu veya olaydan da kaynaklanabilir. Sözgelimi yarısı su dolu bardaktaki kaşığın sanki kırılmış gibi görünmesi gözdeki kusurdan değil suyun kaşığı o şekilde göstermesinden kaynaklanır. Çölde serap görmeler de yine dışsal bir etkiyle meydana gelen yanlış algılamalardır. Bütün bunlar gösteriyor ki, duyularla elde edilen bilgilerin doğruluğu, hem duyuların sağlam ve sağlıklı olmasına hem de şartların uygun olmasına bağlıdır. Duyularla elde edilen bilginin kesinliği ve değeri de ancak bununla belirlenir.[5]

AKIL

İnsanda bulunan düşünme, anlama ve kavrama gücüne genellikle akıl denilir. İnsanın bir konuyu anlaması, onu bir başkasına açıklaması ve önüne çıkan seçeneklerden birini tercih etmesi bu akıl gücü sayesinde gerçekleşir. Bu yüzden kelâm ilminde akla bir bilgi edinme yolu ve aracı olarak bakılmıştır.[6]

Duyularla idrak edilemeyen tecrübî sahanın dışında kalan soyut alan hakkındaki bilgiler akıl vasıtasıyla elde edilir. Akıl, bilgiye "nazar ve istidlâl" adı verilen, tümdengelim, tümevarım ve kıyas metoduyla ulaştırır ve onunla elde edilen bilgiye akli ya da nazarî bilgi denir. Bu yönüyle akıl, mümkün olanlan tasnif edip onlardan mantıkî sonuçlar çıkaran ve insana kıyas yapma gücü veren önemli bir vasıta olmaktadır. [7]

Mâtürîdî'nin bilgi sisteminde diğer bilgi kaynaklarını test edip denetleme görevi de akla aittir. Diğer bir deyişle duyularımız aklın kontrolünde çalışır ve haber aklın süzgecinden geçerse ancak o zaman bilgi değeri taşır. Akıl, duyu ve haber kanalıyla elde edilen bilginin doğru olup-olmadığı veya bunların dışında kalan diğer hususların ya da haberin herhangi hata ya da yanlışlığı ihtiva edip etmediğinin anlaşılabilmesi için başvurulabilecek yegâne kaynaktır. [8]

Kelamcılara göre aklın hükümlerinde çelişki bulunmaz, çelişen bizim ifadelerimizdir. Çünkü akıl, Allah'ın kullarına verdiği ve O'nu tanımamızı sağlayan sağlam bir dayanaktır ve bunda da çelişki olmaz. Aklın verdiği hükümlerdeki çelişki, akla ait bir nitelik olmayıp, düşünme ve akıl yürütme kurallarına tam olarak uymamanın bir sonucudur. [9]

Aklın sağladığı bilgilerin dindeki önemi ve işlevinin daha iyi vurgulanabilmesi amacıyla; bir ilke olarak kabul edilen “aklı olmayanın dini de yoktur” sözü, akli bilgiyle ilgili görüşlerin daha iyi anlaşılmasını sağlayabilecek niteliktedir. [10]

Bir bilgi akla dayanıyor yani düşünme yoluyla elde ediliyorsa, aklın sağlam ve sağlıklı olması şartı aranır. Ayrıca akıllar tek tip ve tekdüze olmadığı için her insanın aklı ve onun ürünü olan bilgi de eşit veya denk kabul edilemez. Sağlam ve sağlıklı bir akıl, kesin bilgi ortaya koyarken, zihinsel yetenekleri gelişmemiş veya bir hastalık nedeniyle kusurlu hale gelmiş olan akıl kesin bilgi üretemez. Buna rağmen kelâmcılar, üretilen bilginin kusurunu tamamen akla yüklemezler. Burada düşünme biçimi ve metodunun da dikkate alınması gereğini vurgularlar. Nitekim insanlar arasında meydana gelen görüş ayrılıkları ya akıl düzeyinin farklılığından ya da düşünme metodundan kaynaklanır. Diğer bir deyişle akıl düzeyi aynı olmayan ve düşünme metot ve şartlarına uymayan kişiler arasında ihtilaf ve görüş ayrılıklarının meydana gelmesi kaçınılmazdır.[11]

DOĞRU HABER

Haber, meydana gelmiş ya da meydana gelecek olayları bildiren ve tabiatı itibarıyla doğru ve yanlışa ihtimali bulunan sözdür. Haberin doğruluğu ya da yanlışlığı onun gerçeklikle olan uyumuyla ilişkili bir durumdur. Bir haberin bilgi ifade etmesi ya da güvenilirliği onun gerçeğe uygun olmasına bağlıdır, aksi takdirde yalan haber olur ve bilgi açısından hiçbir anlam taşımaz. [12]

Duyularımız ve aklımızın anlama ve algılama alanlarındaki sınırlılıkları dikkate alındığında haber, duyularımız ve aklımızla birlikte vazgeçilmesi imkânsız temel bilgi kaynaklarımız arasında yer alır. Bu nedenle haberin bilgi kaynağı oluşu konusunda Kelam âlimleri arasında bir ittifak söz konusudur. Onlara göre geçmişte meydana gelen olaylar, yaşamış şahsiyetler, görmediğimiz uzak memleketler hakkında haber dışında bilgi kaynağı mevcut değildir. Geçmişe ait bilgileri elde etmede ne aklın ne de duyularımızın bir rolü söz konusu değildir.[13]

Kendisine haber ulaştırılan kişi, haberin konusu ve içeriğiyle doğrudan ilişki kurmadığı, yani bir “haber veren” veya bir “vesika”, bir “belge” aracılığıyla öğrendiği için, bu bilginin güvenilirliği aradaki vasıtanın ve aracının güvenilirliğine bağlıdır. Yani “naklî bilgi”nin güvenilirliği aradaki vasıtanın güvenilirliğinden daha fazla olamaz. [14]

Haber yoluyla elde edilen bilginin değeri, haberi getiren kişinin güvenilir olması ile birebir irtibatlıdır. Haberi getirenin güvenilmez oluşu, aynıyla haberi etkiler ve değerini düşürür. Bundan dolayı Kur’ân’da “Size bir fasık haber getirdiğinde onu araştırın” (el-Hucûrât 49/6) emri verilmiştir. Yukarıda değinildiği gibi haberin gerçeğe uygun olması kesinliğini ifade eder. Yalan söyleyen bir kimse gerçeğe uygun haber vermiyor demektir. Dolayısıyla bu haberden hareketle bir hüküm çıkarmak veya yargıya varmak doğru değildir. Öte yandan getirilen haberin açık ve anlaşılır olması da önemlidir. Eğer haber açık ve anlaşılır değil ise, yanlış anlamaların meydana gelmesi kaçınılmaz olur. Yanlış anlaşılan veya haber kaynağının kastetmediği bir hususu çıkar-maya elverişli bir haber, zararlı sonuçların doğmasına sebebiyet verir. Yüce Allah’ın “fasık kimsenin haberini araştırın” emri vermesi bundan dolayıdır. Çünkü bu tür yalan haberlerin toplum içinde fitne ve tartışmalara hatta kav-galara sebebiyet vermesi mümkündür.[15]

Kelamcılar doğru haberi iki başlık altında ele almışlardır. Bunlardan doğruluk bakımından en üst düzeyde olup kesin bilgi verdiği düşünüleni mütevâtir haberdir.

Mütevâtir haber, yalan söyleme konusunda ittifak edebileceklerini aklın düşünemeyeceği bir topluluğun çeşitli konularda vermiş olduğu haberlerdir. Böyle bir haberle bize ulaşan bilgiler zaruri/kesin bilgi ifade eder. Mütevâtir haberin kesin bilgi ifade edebilmesi için, bu haberin bir topluluktan gelmesi, bu topluluğun yalan üzere birleşmelerinin mümkün olmaması ve verilen haberin dış gerçeklikle uyumu zorunludur. [16]

Mütevatir olmayan haber, tek kişinin veya yalan üzere birleşmesi imkan dahilinde olan bir topluluğun verdiği haberdir. Bu tür habere âhâd haber adı verilir. Kelâm ilminde tek bir bireyin verdiği haber kesin kabul edilmez ve ona dayanan hüküm de kesin hüküm olarak görülmez. [17]

Diğer Bilgi Kaynakları: Sezgi, İlham ve Rüya

Allah'ın sevdiği kullarının gönüllerine çeşitli konularda bilgiler vermesi anlamına gelen ilham, sezgi Kelam âlimleri tarafından bilgi kaynağı olarak kabul edilmemiştir. Çünkü ilham ve sezgi ile elde edilen bilgiler, kişiden kişiye değişkenlik göstermekte, bir benzeriyle çelişmektedir ve onunla elde edilen bilginin genel geçerliliği yoktur. Bu nedenle gerçekliği bilme vasıtaları arasında değerlendirilmemiştir. [18]

Bununla birlikte, Gazzâlî'nin de keşif ve kalbî müşahede metodu olarak kabul ettiği ilham ve sezgi, temel bilgi kaynaklarına aykırı olmaması, Kur'ân ve Sünnet'in bütünlüğüyle çelişmemesi şartıyla, doğrudan bilgi kaynağı olarak değil, dolaylı ve açıklayıcı bilgi kaynaklan olarak kabul edilebilir. Bunun Kelam yöntemine aykırı bir tarafı da yoktur. [19]

Keşif, genel kabule göre Allah'ın bazı sevgili kullarına ilham yoluyla çeşitli konularda bilgiler vermesidir. Seven ve sevilen kul mertebesine erişen müminlere Allah’ın lutfu ile bazı perdelerin açılması ve kulun bilgilendirilmesidir. Bu mertebeye ulaşan kişiye de, Allah dostu anlamında velî denilir. Ancak bu tür olağanüstü olaylar sadece velî denilen kişilerde değil, başka şahıslarda da görülebilir. Sözgelimi isyankar ve inanmayan kişilere de Allah bazen olağan üstü olayları verir. Bu onları sınamak veya isyan ve küfürdeki durumlarını diğer insanlar nezdinde açığa çıkarmak veya inatları sebebiyle bulundukları yerden daha kötü bir duruma gitmelerinin yolunu açmak içindir.[20]

Önde gelen sufî düşünürlerin verdiği bilgiye göre kişi, keşfi, kendi yetenek ve kapasitesine göre kavrar, dilinin döndüğünce aktarabilir. Bu yüzden algılama ve aktarma esnasında yapılabilecek bir yanlışlık veya meydana gelebilecek bir eksiklikten kulun kendisi sorumludur. Çünkü peygamber dışındaki kişilere ilahî bilgiyi alma ve aktarma noktasında bir garanti sağlanmış değildir. Onun için İbn ‘Arabî (ö. 638/1240) toplumda karışıklığa yol açacak bir keşfin açıklanmasını sakıncalı bulur. İmam Rabbânî (ö. 1034/1624) keşfin doğruluk ve yanlışlık açısından içtihat gibi değerlendirilmesi ve müçtehidin içtihadındaki hata ihtimalinin, velinin keşfi için de söz konusu olması gerektiğine dikkat çeker. Bundan dolayı da, İslâm alimleri, itikadî ve amelî konularda hüküm verirken keşif ve ilhama hep ihtiyat ile yaklaşmışlar ve her ne kadar sahibi için bir değer ifade etse bile, başkaları için kesinlikle bağlayıcı olamayacağını dile getirmişlerdir. Çünkü keşif/ilham ile elde edilen bilgi kapalı, ispatı imkansız ve kişinin vicdanı ile sınırlıdır. Bu yüzden sufîlerin de içinde bulunduğu büyük çoğunluk, keşfin inanç alanında delil olmasını uygun bulmazlar.[21]

Aynı husus rüyalar için de geçerlidir. Her nekadar rüya, gören açısından bir değer taşısa bile, rüyadan hareketle dinî bir hüküm verilemez. Sadık/doğru olan rüya ile olmayanı birbirinden ayırmak çok kolay değildir. İlham ve keşifte olduğu gibi rüya da, test edilemez ve sübjektiftir… Böylesi belirsiz ve karışık bir şeyin, dinin temeli sayılan inanç alanında delil olarak kullanılması, İslâm alimleri arasında kabul görmemiştir.[22]

Peygamberlerin dışında bazı insanlar, bazı özel durumlarda Allah'tan ilham alabilirler. Ancak bu özel bir durumdur. Vahiy, herkesin uymak zorunda olduğu bir bilgi vasıtasıdır; ancak ilham böyle değildir. Şayet bir insan, Allah'tan bir ilhama mazhar olmuşsa bu ilham, sadece o şahsı ilgilendirir, başkasını bağlayıcı olmaz. Bu bakımdan Ehl-i Sünnete göre, "ilham" bilgi vasıtası olarak kabul edilmemiştir. [23]

Bilgi Kaynağı Olarak Vahiy ve Sünnet

Kelam ilminin bilgi sisteminde haberin tartışılmaz bir yeri vardır. Çünkü temel inanç esaslarının birçoğu habere dayalı olarak temellendirilmiştir. Kur'an'ın bir haber ürünü oluşu bir tarafa, peygamberlerin mu'cizeleri ve peygamberliklerini haber dışında ispat yöntemi yok gibidir. Dolayısıyla haber, dinî bilgimizin önemli bir kaynağıdır. Kelamcılanmıza göre taşıdığı önem nedeniyle haberin bilgi kaynağı olabilmesi için doğru olması şarttır ve bu şartı güçlü bir şekilde dile getirmek için de haber-i sâdık (doğru haber) ifadesi kullanılmıştır. Haberin doğru oluşu, muhatabın buna inanması ya da inanmaması değil, bizzat gerçeğin böyle olması ve duyuların algısıyla da bunun doğrulanabilmesini ifade eder. [24]

Kur’an ve Sünnet mahiyetleri gereği haber hükmündedir. Kur’an, kaynağı bizzat Allah olup Peygamber ve ondan işiten diğer kişiler aracılığıyla bize ulaşan haberdir. Bu habere, Allah’tan Peygamber’e gelirken vahiy; Peygamber’den bize intikal ederken “haber-i resûl” adı verilmektedir. Sünnet ise, Peygamber’den kaynaklanan ve başkaları aracılığıyla bize ulaşan haberdir. [25]

Peygamberlere melek aracılığı ile gelen vahiy olarak adlandırılan bilgiler de haberdir. Aynı şekilde peygamberin kendisine gelen bu vahyi insanlara aktarması ve onların da diğer insanlara aktarması haber kategorisinde değerlendirilir. Bu çerçeveden bakıldığında dinin esasları bütünüyle haber türü bir bilgidir. Ancak bu bilgi güvenilir bir melek aracılığı ile geldiği ve yine güvenilir bir kişi olan peygamber vasıtasıyla insanlara duyurulduğu için gerçeğe uygun doğru haberdir.[26]

Kelamcılar peygamberliği mucize ile desteklenmiş kimsenin vermiş olduğu haberi, mütevâtir haber kategorisinde veya ona eşit düzeyde görerek, doğru haberin bir çeşidi olarak kabul etmişlerdir; her ikisi de kesin bilgiye ulaştırma noktasında eşittirler.[27]

Peygamberlikleri, doğrula­nan yüce elçilerin, Allah tarafından verdikleri bilgiler doğrudur. Bir müslümanın bunu böylece bilip kabullenmesi mecbûrîdir. Peygamberin devrinde yasayan kişilerin, Peygamberin verdiği bilgilere inanmak ve bunları doğru kabul etmek mecburiyetleri vardır. Peygamberin ölümünden sonra gelenler için de durum aynıdır. Yani Peygamberin bildirdiklerini aynen kabullenme mecburiyetleri vardır. Ancak burada mühim olan Peygamberin bildirdiğinin doğru tesbit edilip edilmemesi meselesidir. Hadis ve Rical ilmi bu mevzuyla ilgilenir. Eğer Peygamber ta­rafından bildirildiği kesin ise her müslümanın buna inanması şarttır. Peygamber tarafından bildirilenlerden mütevâtiren sâbit olanlar kesinlik ifâde eder. [28]

Vahiy ve Sünnet bize ulaşma şekline ve ulaşımı gerçekleştiren aracıların güvenilirliğine göre “mütevâtir haber” ve “âhâd haber” olarak ikiye ayrılmaktadır. Vahiy tamamen mütevâtir haber olarak kabul edildiği hâlde, “Sünnet” geliş şekline göre farklılık göstermektedir. Mütevâtir habere dayanan bilgi, dinde, güvenilir bir bilgi olduğu ve itikadi konularda da kabul edildiği hâlde; âhad habere dayanan bilgiye tam olarak güvenilmemekte; ancak bazı amelî konularda göz önünde bulundurulabileceği ifade edilmektedir. [29]

Kur’ân, Peygamberimiz Hz. Muhammed’den bize yalan üzere birleşmeleri imkansız olan büyük topluluklar eliyle sağlam bir şekilde mütevatir olarak ulaşmıştır. Böylelikle Kur’ân, hem içeriği hem de bize kadar gelişi bakımından tam ve güvenilir bir kaynaktır.[30]

İnanç esaslarının ikinci kaynağı bizzat Hz. Peygamber’in kendisidir. Hz. Peygamber, Kur’ân’ın ilk ve en güvenilir yorumcusudur. Çünkü o dinî her türlü tasarrufunda Allah’ın koruyuculuğu altındadır. Ancak Hz. Peygamber’den gelen açıklamaların kelâmda kesin delil olması için, bize kadar tevatürle ulaşmış olması gerekir. Zira tek kişinin getirdiği haber (haber-i vâhid), bu haberi getiren sahabeden biri bile olsa peygamber gibi korunmuş olmadığından, inanç konularında kesin delil kabul edilmez. Zaten içerik bakımından da Hz. Peygamber’in söz, fiil ve takrirleri Kur’ân ayetlerine eşdeğer olacak şekilde vahiy kategorisine dahil edilmemiştir. Bu durumda Hz. Peygamberden gelen bir hadîsin akâid konusunda kesin delil olabilmesi için, güvenilir aktarma yolu olan tevatürle ulaşması gerekir. Ancak bu yargı, tek kişiler tarafından getirilen âhâd haberlerin akaid alanında hiç delil olmadığı anlamına gelmez. Sözgelimi kelâm alanında yazılan eserlerde özellikle ruh, cin, şeytan ve ahiret konularının işlendiği bölümde, âhâd yolla gelen hadîsler sıklıkla kullanılır. Yukarıdaki söylenenlerin anlamı, “ahad haber zannî bilgi ifade ettiği için ona dayandırılan hüküm de zannî hüküm olacaktır; mütevatir haber gibi bağlayıcılığı olmayacaktır” şeklinde anlaşılmalıdır. Bu tür zannî delillere dayalı itikadî hükümler, zannî hükümler olacağından, bunlara inanmak dinen sakıncalı olmadığı gibi inanmamak da, dinen küfrü gerektirmek anlamında bir sakınca oluşturmaz. Diğer bir deyişle ahad haberin kesinlik ifade etmemesi demek, onun itikat alanında kullanılmaması değil, ondan elde edilen hükmün kesin bir bağlayıcılığının olmaması anlamına gelir. Daha açık ifade ile kesin delillere dayanmayan bir inanç esasının inkârı, küfrü gerektirmez; inanılması da, dinî açıdan sakınca doğurmaz.[31]

 

Kaynaklar

[1] İslam’a Giriş-Ana Konulara Yeni Yaklaşımlar. Mehmet Görmez…Diyanet İşleri Başkanlığı:2007

[2] Delilleriyle İslam Akaidi. Mehmet Bulut. Erkam: 2010

[3] Delilleriyle İslam Akaidi. Mehmet Bulut. Erkam: 2010

[4] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[5] Kelama Giriş. Anadolu Ünv.:2013

[6] Kelama Giriş. Anadolu Ünv.:2013

[7] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[8] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[9] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[10] İslam’a Giriş-Ana Konulara Yeni Yaklaşımlar. Mehmet Görmez…Diyanet İşleri Başkanlığı:2007

[11] Kelama Giriş. Anadolu Ünv.:2013

[12] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[13] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[14] İslam’a Giriş-Ana Konulara Yeni Yaklaşımlar. Mehmet Görmez…Diyanet İşleri Başkanlığı:2007

[15] Kelama Giriş. Anadolu Ünv.:2013

[16] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[17] Kelama Giriş. Anadolu Ünv.:2013

[18] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[19] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[20] Kelama Giriş. Anadolu Ünv.:2013

[21] Kelama Giriş. Anadolu Ünv.:2013

[22] Kelama Giriş. Anadolu Ünv.:2013

[23] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[24] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[25] İslam’a Giriş-Ana Konulara Yeni Yaklaşımlar. Mehmet Görmez…Diyanet İşleri Başkanlığı:2007

[26] Kelama Giriş. Anadolu Ünv.:2013

[27] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[28] Delilleriyle İslam Akaidi. Mehmet Bulut. Erkam: 2010

[29] İslam’a Giriş-Ana Konulara Yeni Yaklaşımlar. Mehmet Görmez…Diyanet İşleri Başkanlığı:2007

[30] Kelama Giriş. Anadolu Ünv.:2013

[31] Kelama Giriş. Anadolu Ünv.:2013