Bilgi ve Beceri Farkı

Bilgi ile beceri arasındaki farkın en iyi anlaşılabileceği alanlardan biri meslek eğitimlerdir. Howard Gardner’in bu konuda yazdıkları konuyu biraz daha anlaşılır kılıyor:[1]

İnsanlar okulda ya da eğitim programlarında çoğu zaman sadece belli konuları öğrenir. Öğretmenlerin çoğu gibi onlar da görevlerinin belleğe çok sayıda bilgi, formül ve rakam yüklemek olduğunu düşünür. Hukuk fakültesinde davalarla ilgili olgular üzerinde çalışılır. İşletme bölümünde hesap çizelgesi doldurulup satış ve finans konularıyla ilgili kavramlar hakkında bilgi edinilir. Hepsinde ortak olan nokta belirli bir bilgi parçasını edinmektir.

Disiplin tamamen farklı bir olgudur. Bir disiplin, dünya hakkında belli bir tarzda düşünmek demektir. Her mesleğin kendine özgü bir düşünme tarzı vardır ve ideal koşullar altında bu düşünme tarzı o mesleğin uygulayıcıları tarafından beceriyle pratiğe aktarılır. Örneğin, hukukta öğretmenler öğrencileriyle Sokratik diyaloglar kurar; öğrencilerin vakaya getirdiği olası çözüm önerilerini karşı bir örnek vererek çürütürler; öyle ki kafası karışan öğrenciler çoğu kez pes eder. Tıpta okuyan bir öğrenci viziteye çıkan kıdemli bir doktora eşlik eder, hasta kayıtlarını ve hastayla iletişimi gözlemler; bu sayede bir teşhise ve uygun tedavi yöntemine ulaşmaya çalışır.

Mesleki pedagoji, bir profesyonelin deneyimleriyle genç bir öğrencinin deneyimlerinin birbirine benzemediğini gösteriyor. Kullanılan eğitsel yöntemlerin etkili olması için hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin alıştıkları davranış şekillerini meslek eğitimine başlamadan çok daha önce terk etmeleri ve farklı şekilde hareket etmeye başlamaları gerekir. Öğretmenler ise profesyonellere özgü zihinsel ve davranışsal alışkanlıkları kazanmaya başlamaları konusunda öğrencilerine destek olmalıdır. Sınavlar ve öğretmenin verdiği geribildirimler yalnızca olgusal enformasyona odaklanırsa, öğrenci bir profesör olabilir, ama işini iyi yapan bir profesyonel olamaz.

Profesyonellerin eğitimi, kişilerin ilgi alanları ve yetenekleri doğrultusunda gerçekleşir.  Bu kişilere o disipline özgü düşünme tarzı öğretilir (“Bu tip bir teoremi kanıtlamaya şu şekilde başlarız;”) alanla ilgili kritik görevler başarıyla tamamlanır (“23. sonenin analizi gayet iyi, bakalım 36. soneyi aynı şekilde yorumlayabilecek misin?;”) kişinin önceki çabalarıyla ilgili yerinde ve işe yarar geribildirimlerde bulunulur (“Bu verileri analiz ederken iyi iş çıkarmıştın, ama bir dahaki sefere deneye başlamadan önce kontrol koşulları üzerinde daha çok dur”) ya da bir işletme okuluysa, “Belli bir yöneticinin iyi görünmesi için verilerle oynanmış olduğunu fark etmen gerekirdi;” ve o disiplinde ustalaşma yolunda gereken evrelerden başarıyla geçilir (“Hikâyeye iyi bir giriş nasıl yazılır, öğrendin artık. İkinci iş, paragrafları metin yarı yarıya kısalsa bile, önemli noktaların kaybolmayacağı şekilde düzenlemeyi öğrenmek.”)

Kişi profesyonel eğitimine adım attığında—yüksek lisans okuluna (hukuk, tıpta olduğu gibi) ya da üst düzey çıraklığa (danışmanlık, yayıncılık, gazetecilikte olduğu gibi) disiplin vurgusu değişir. Yalnızca okumaya ve dinlemeye dayalı sınavlar çok daha azdır; insan gerçek hayata çok daha fazla benzeyen bir ortama girer. Bu aşamada odak noktasının uygulama yapmak olduğu söylenebilir; kendini bir avukat, mühendis ya da yöneticinin yerine koyup bu mesleklerde çalışanların nasıl bir düşünme sistemine sahip olduğunu anlamak yetmez, onları birbirinden farklılaştıran davranış şekillerini de edinmek gerekir. Düşünme ve eylem arasındaki ittifak hiç olmadığı kadar önem kazanır. Ayırt edici uygulamaları öğrenemeyenlere ya da “düşünen uygulamacılar” olamayanlara, o mesleği bırakmaları ya da bunu yapamıyorlarsa profesör olmaları tavsiye edilir!

Kaynaklar

[1] Geleceği İnşa Edecek Beş Zihin. Howard Gardner. Optimist: 2007